Acı ama klasik senaryo şudur: markanız bir pazarda tutunmaya başlar, bir sabah o ülkede markanızın başkası adına tescil edildiğini öğrenirsiniz. Artık kendi markanızla o pazara mal sokamazsınız; ya satın alırsınız ya yıllarca dava kovalarsınız. Marka tescili, ihracatın sigorta poliçesidir.
Tescil ülkeseldir
Türk Patent'teki tesciliniz yalnızca Türkiye'de korur. Her pazar için o ülkede geçerli tescil gerekir. Neyse ki her ülkeye tek tek başvurmak zorunda değilsiniz.
Madrid sistemi
Madrid Protokolü, tek başvuruyla çok sayıda üye ülkede marka koruması talep etmenizi sağlar. Türkiye'deki başvurunuz veya tesciliniz baz alınır; WIPO üzerinden hedef ülkeleri seçersiniz. Tek dil, tek başvuru, ülke ülke ayrı vekil masrafına kıyasla belirgin tasarruf demektir. Her seçilen ülkenin ofisi başvuruyu kendi mevzuatına göre inceler; ret gelirse yalnız o ülke düşer, diğerleri etkilenmez.
Ne zaman, hangi ülkeler?
Kural basittir: para kazanmaya başladığınız ya da ciddi hedeflediğiniz pazarı, rakiplerin ve fırsatçıların fark etmesinden önce tescilleyin. Öncelik sırası genelde şöyledir: aktif satış yaptığınız ülkeler, üretim/tedarik yaptığınız ülkeler, bilinen taklit merkezleri. Başvurudan önce hedef ülkede benzer marka taraması yaptırın; bu küçük masraf, reddedilecek başvurunun ve olası ihtilafın maliyetinden kat kat ucuzdur.
Markadan önce alan adı ve sosyal hesaplar
Tescil süreci aylar alır; alan adları ve sosyal medya kullanıcı adları dakikalar. Hedef pazarlarınız için ilgili alan adı uzantılarını ve hesap adlarını bugün alın. OEM üretim yapıyorsanız da kendi markanızı ihmal etmeyin: bugün fason üreten firmanın yarınki büyüme hikayesi çoğu zaman kendi markasıdır.
Bu yazı genel bilgilendirmedir; başvuru stratejisi, sınıf seçimi ve itiraz süreçleri için bir marka vekiliyle çalışmanız önemle önerilir. Koruma altındaki marka, ihracat fiyatınıza yansıtabildiğiniz görünmez bir kalite damgasıdır.